Seyyah-ı Fakir Evliya Çelebi – Devrannâme

Bu bâb, bî riya [16] Evliyânın Kamere seyâhatın beyân ider. Ger muarızlar “Bre Kamere nice gidülür” deyû taaccüb iderler amma, şol devirde ilm ü irfân ol kadar tekâmül ediptür kim, seyyâre-i digerâna dahi seyâhat mümkün oluptur. İlm, ol mertebe yüksektür kim, âdemden özge, kelb, kurbağa, maymun ü sair hayvanat dahi fezâya seyâhat iderler.

Evvelden, Kamer bâkir bir seyyâre olup, anın yanına varmak dahi âdemoğlunun hûşundan mürur [17] itmezdi. Nice şuara ana kasîdeler ketbitmiş vü nice üdebâ [18] mahbubunu ana benzetmiş vü nice mutribân kice olanda ilhâmın anın ziyâsından almıştur. O1 Kamer gâhi âbda bir serv-i sîm[19] olur, gâhi karanluk kicede bir ziyâ-yı beyzâ [20] olur ü gâhi bir altun tepsi misâl ufuktan âleme gülerdi. İmdi dahi zifâfa giriib kızlıktan avretliğe tebdil olan hatun kişi misâldür.

Leblerindeki tebessüm-i istihzâ imdi öfkeye dönüptür. Deryâ-yı kebirin mâverâsında Amerika nam bir diyâr vardur kim ol diyârın ulemâsı nice yıllardur. Kamere seyâhatın çarelerin aramakla iştigâl iderlerdi. Âhırında ALPULLU nâm bir âlet icâd idüp Kamere anınla vâsıl olmaya karar virdiler. Amerika hükümdârı fakire dahi bir risâle salup “Sen dahi gelesin kim intibaların tahrir idesin” deyû haber virdi.

Biz dahi ya Allah deyuben TÂ YARE nam gaayetle sür’ atli bir vasıta ile Amerika pay-ı tahtı VAŞAK DON’ a vâsıl olduk. Ol şehir öyle uludur kim ânın gibisi görülmemiştür. Anda milyonlarca âdem olup cümlesi Nasrânidür. Çarşusundaki dükkânları saymak murad idüp on hezâr [21] adet sayduktan ba’ de bir melâl [22] gelüp ol işten vazgeçtim.

Bu on hezâr dükkân dahi tamamının rub’ u [23] olsa gerektür. Ol şehirde ebniye-i âliye [24] ziyâde olup, bazısı dahi elli kat üzre bina edilmiştür. Fakir anlardan birin temaşâ iderken kavuğu serinden düştü ve lâkin anın tepesin göremedi. Bizi TAKASİ tesmi yobaz bize: “Şol dünya bir öküzün boynuzu üstündedür. Tepsi misâl düzdür.” deyû fetvâ verürdü.

Lâkin gördükkim, dünya Rumeli karpuzu misâl kürre suretinde olup, aheste aheste döner. Üçgün üç kice yolculuk ettükkim nice sitâreler görüp hayrette kalduk. Tüp nam verülen misvak cesâmetinde bazı kablar vardır kim cümle taamlar [26] eritülüp anın içinde doldurulmuş olup, hangisin murâd idersen anı dehenine sokup, cihâne yeni gelen tıfl misâl emersin.

Taam eylemek zamanı gelince biz dahi anlar ile açlığımızı defeyledük. Ânı niçün böyle iderler? Şol sebepten kim, sefine-i fezâ içre cazibe-i arz [27] olmayup, ger anın içinden bir zerre taam taşra çıksa seyyâre misâl muallâkta dolanur durur. Fakir bir def ‘a âb şürbitmek içün ol tüp’ ün ağzın açtukta bir katre âb taşra çıkup etrafımızda dolanmağa başladı.

Anı tutup şürb idene dek kan-ter içinde kalup bîmecâl olduk. Allahuteâlâ nice işler ider kim kulları ibret alalar. Âhırında Kamerin hayli kurbüne [28] gelüp muallâkta durduk. Kamerin zemini topa tutulmuş ceng meydanı misâl olup hayli kebir çukurlar ile memlûdur.

Anın esbâbın Mister ARAMSATIROK’ dan sual ettükte ayıttı kim: Semâdan taş yağup Kamerin sinesin böyle çâk çâk [29] eylemiştür.” URUMÇEK nâm bir âlet ile gaayetle âheste aşağı inüp Kamerin sathına ayak bastuk. ARAMSATIROK “evliyâ ger üstümüzde şol esvâb-ı acaib olmasa, imdi meşe odunu misâl sûz oluruz” dedi. Meğer kim Kamerde ziyâde hararet olurmuş.

Şol esvabın hikmeti dahi bizi taaccübde koydu. Sath-ı Kamer bizim deşt-i sinâ [30] dan ve deşt-i Konya’ dan ü deşt-i cenûbî Anadolu’ dan daha ziyade kurak olup Kerbelâ misilludür. Yani kim anda âb ü nebatat yokdürür. ARAMSATIROK ü ALDIRIN bir acâib makine ile Fakirin suretini çıkardılar.

Biz dahi anların suretlerin çektük. Mister KALIN dahi semâda bizi beklerdi. Anda hayli seyrân ettük. Yoldaşlar Kamer üzerine bayraklar rekzettüler. [31] Fakir son derece müteessir oldu kim bizim hilâl ü yılduzlu bayrağımız ol yere daha uygun düşerdi. ARAMSATIROK arzdan getürdüğü bir zenbil içine bir hayli seng ü türâb [32] doldurdu kim, kişverlerindeki ulemâ anları tetkik idüp ne idigün fehmedeler.

Fakir âna, bizim BORUFESÜRler de ol türâbı tetkik iderler mi dedükte: Mister ARAMSATIROK bir beyt ile cevap verdi kim: “Borufesürân-ı şoma besiyâr gazel hânend Ez kıyl ü kaal halâs ne şodend ve ilm ne dânend” [33] Bu elfâzı gûş iden fakir mahcubiyetten zemine gire yazdı. Arzımızdan emir geldikim “Tez gelesiz”. Biz dahi hemân URUMÇEK ile ALPULLU’ ya çıkup dünyâya müteveccihen hareket ettük. Gürûh-ı yobaz rivayet iderlerdi ki: “Kamer Nurullahtur.

Ol yere varılmaz, maazallah kâfir olursun vü anda ecinniler sizi boğarlar.” Lâkin biz dahi biiznillah selâmet ile ol yere varup geri dahi döndük. Anlar böyle riyâkar âdemlerdür. Geri dönüşte yolda Moskofların sefine-i fezâsına tesâdüf ittük kim, bozulmuş olup anı tamir ile iştigâl iderlerdi. Mister ALDIRIN pencereden anlara dilin çıkarup yârenlik ettü.

Hayli güldük. ALPULLU Ziyâde sür’ atli olduğundan ol sür’ at ile arz üzerine inmek nâmümkün idi. Anın içün bir deryâya nüzul itmemiz gerekürdü. Nitekim arza yaklaştukta sür’ atimiz azaldup, bir deryâya düştük. Meğer, Amerika Sultanı dahi ol yerde sefinelerle bizi beklermiş.

Hemân cümlemiz deryadan sefineye alup, götürdüler. Tekrar VAŞAK DON’ a geldükte hükümdârın saray-ı beyza [34] nam ikametgâhına gidüp, sergüzeştimiz naklettük. Ol dahi hayli memnun olup, bize ihsanlarda bulundu. Ba’ dehû vatana rücû ittükte bunları tahrir ittük Böyle rüyâ misâl acaib bir seyâhatdür.

TEMBELİZYONDA FES-İ TİVÂL TEMÂŞÂSI Bir kice hânede Tembelizyon seyrinden fakire melâl gelüp, yatma hazırlığı görürken, tûti dilli bir SAPIKÖR avret çıkup, “İmdi ikinci İslâmbol fes’ i tivâlinden Lâinkırat Filromâni Arkausturasından Beteruşka” dedükte, yatmaktan vaç geçüp seyretmeğe karar virdüm. Çün bu avretin kavlinden fehmeyledüğüme göre, lâin bir kırata süvar olmuş gaayetle maharetli ustura isti’ mâl iden uzun fesli Beteruşka nam bir âdemin romanı naklidilecekti.

Ahırında sultanlara seza, vâsi bir serây içre, gaayetle rahat erîkelere [35] cülûs itmiş elli altmış nefer âdemler peydahlandu kim bunlar bir mevki-i bâlâda olup karşularında birkaç hezâr kimesneler rical ü nisâ muntazam dizilmiş erîkelerde oturup, dideleri fal taşı mislû açılmış anları temâşa iderlerdi.

Bu mevki-i bâlâdaki âdemlerin ellerinde kemanlar olup, önlerinde dahi birer rahle ile anların üzerinde birer defter var idi. Biz, mezkûr romanı bu defterlerden kıraat idecekler deyû düşünürken bunların pîşine bir garip kıyafetli âdem geldi kim, kaftanının arkası beline kadar yırtık bir fakir kimesne idi. Elinde dahi davulcu çubuğuna benzer uzunca bir çöp tutardı.

Temâşâ iden ehâliye dönüp bir iki def ‘a rükû eyledükte, ehâli bu âdemi öyle alkışladı kim gürültüden gûşlarım sağır olayazdı. Ba’ dehû ellerinde keman tutan âdemlere dönüp çubuğun hevâya kaldurur kaldurmaz anlar dahi kemanlarını çalmaya başladular. Etrâfa öyle bir sedâ neşroldu kim ger üç kat bir mehterin zurnaları ötmeğe başlasa ancak bu kadar sadâ çıkardı.

Bu eli çubuklu pişdâr, çubuğu acîb hareketler ile salladukça, kemancılar dahi ana muvafık şekilde çalardılar. Bir ara pîşdar kendüden geçüp, o denlû tepinmeğe başladı kim, ben bu zavallının aklını zâil ittüğüne kanaat getürüp ziyâde rahmeyledüm.

Tefekkür eyledüm ki, bu divâneye tâbi olan diğer kemâniler andan farksızdır. İcrâ eyledükleri makam ne hicâz, ne mâhur ne de diğer makamlara benzer idi. Arka tarafta beş-altı âdemin elinde, İsrâfil aleyhisselâmın sûruna benzer ulu borular olup, arada bir anları nefhâ ile öttürüp, kemânilerin sadâ vahdetini bozmağa gayret iderlerdi.

Ol vakit bu divânelerin pîşdârı BAŞ DİVANE elindeki çubuk ile anlara “Münâsebetsizlik eylemen” der gibi işaretler idüp sükût itmelerini sağlardı. Tanrı teâlâ Şahidimdür kim, ben hakir bu mûsikîden bir şey fehmidemedüm. Ademe gaflet uykusu viren berbâd bir mûsikîdür.Lâkin bunları dehenleri bir karış açuk, seyridüp dinleyen sâmiûna hezâr bâr hayret eyledüm.

Bu berbâd fasıl temâm bir saate karîb devâm eyledü. Nihayet Divâne Başı elindeki çubuk ile bir işâret yapıp, karındaşlarını teskin eyledi. Ehâliye dönüp, er meydânı Kırkpınarda başpehlivanlık kesbeylemiş bir pehlivan edâsı ile temennâ çaktukta temâşa iden ehâli tehevvür [36] mertebesinde bir tezahürat gösteruben alkış tutup çığrışmaya başladılar.

Ol vakit fark eyledüm ki, bu ehâli cümle SUS-YEDE tâifesidür. Diyâr-ı İslâmda yaşamalarına rağmen tanassur [37] etmiş, Ümmet-i Muhammedin hakkını yiyüp hiç belli itmeyen bir garib tâifedür. Elli-altmış nefer divâneler her ne kadar gitmek istedilerse de,SUS-YEDE gürûhu anları alkışlayarak buna mâni oldular.

Divâne başı karındaşlarını tekrâr culûs ittürüb, çalmaya başladılar. Bu ahvâl temâm üç kez tekrar eyledü. Hele bu sus-yede beyninde birkaç âşüfte avret var idi kim, alkışlar durdukta, ehâliyi tekrar bu işe teşvik eylerdüler. Gaayetle nursuz ü sevimsiz avretlerdür.

PDF Kitap İndir

Abone ol
Bildir
guest
İsim yazmadığınız yorumlar "Anonim" kullanıcı adıyla yayınlanır.
Yazmasanız da olur ama yazarsanız size verilen cevaplar için bildirim alırsınız.
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments